Ekşi Sözlük: Bir Yeşil Pena'nın Hikayesi
Bir zamanlar dijital bir mabet, cesur bir topluluktu. Bugün dev bir işletme... Ekşi Sözlük'ün çeyrek asırlık dönüşümünü ve dijital hafızamızdaki yerini keşfedin.
Ekşi Sözlük hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu soru herhalde benim yaşlarımdaki pek çok insan için karmaşık yanıtlar doğuracaktır. Bir yanım gözümün önünde büyüyüşüne şahit olduğum bir yeraltı topluluğu olan Ekşi Sözlük'ün geçmişine saygı duyup, hayranlık ve aidiyet hissi beslerken diğer bir yanım bugün elimizde kalan ve 'pek de kutsal olmayan' o bilgi kaynağının gürültülü, nefret dolu karmaşasına öfkeyle bakıyor.
Şu bir gerçek ki, yeşil bir penanın simgelediği o amatör ve asi ruh; Türkiye'nin o dönemki toplum yapısı içinde bize "sanal bir mabet" ve bir özgürlük alanı vaat ediyordu. Ancak aradan geçen çeyrek asırda, o cesur topluluk, yerini kâr odaklı bir şirkete ve her başlığın altını dolduran trollerin gürültüsüne bıraktı.
Bir zamanlar "gerçek hayattaki rollerimizden sıyrılıp" kendimiz olduğumuz bu "Sanal Dövüş Kulübü", artık kurumsal çarkların arasında "emek sömürüsüyle" suçlanan dev bir işletmeye dönüştü; ama ne kadar eleştirirsek eleştirelim, o yeşil sayfa hâlâ bu ülkenin en çarpıcı, en kirli ve en vazgeçilmez dijital hafızasını barındırıyor.
Ekşi Zamanlar: Bir Pena'nın Yükselişi
Tarih 15 Şubat 1999. Türkiye, 90’ların sancılı siyasi atmosferinden çıkmaya çalışırken, daha sonra kendine "sokak kodcusu" diyecek olan alaylı bir bilgisayar programcısı, Sedat Kapanoğlu (namıdiğer 'ssg'), kişisel web sitesinin bir alt sayfası olarak Sözlüğü hayata geçirdi. Sitenin adı, fonda çalan Portishead şarkısına selam çakıyordu: Sourtimes.org. Sözlüğe girdiği ilk tanım olan Pena ise, hiçbir gitar teline dokunmadan, Türkiye’nin en büyük dijital hafızasının tellerini titretecekti.
Ekşi Sözlük, o dönemdeki geleneksel sözlük anlayışını yıkan bir veri tabanıydı. Bilgiyi yukarıdan aşağıya dikte eden ansiklopediler yerine; deneyimi, esprileri ve gözlemleri merkeze alıyordu. Burada mutlak doğru yoktu, sadece yazarların (yani suser'ların) kişisel görüşleri vardı. Zaten sitenin en altında da şöyle yazıyordu:
Bu sitede yazılanların hiçbiri doğru değildir. site içeriği küçükler için sakıncalı olabilir. yazılardan yazarları sorumludur. kaynak göstermeden alıntılanamaz. devlet tarafından atanmış bir kurumun internet üzerinde kimin hangi bilgiye ulaşıp ulaşamayacağına karar vermesi insan haklarına aykırıdır. web siteleri kullanıcıların istekleri doğrultusunda bağlandıkları yerlerdir. kullanıcılar isterlerse bir web sitesine bağlanmayabilirler. bu güçleri ve imkanları mevcuttur. bir kullanıcı bir siteye bağlanmak istiyorsa bu onun tercihi ve hakkıdır. bağlanmak istemiyorsa bu yine onun tercihi ve hakkıdır. halkın kendisine hizmet etmesi için görevlendirdiği kurumlar hadlerini aşıp halka neye ulaşıp ulaşamayacağını bilmeyen cahil cühela muamelesi edemezler. ebeveynlerin çocuklarını sakıncalı içeriklerden koruması için çok sayıda bedava ve ücretli yazılım mevcuttur. bu yazılımlar bir web tarayıcısını kullanmaktan daha karmaşık teknik bilgi gerektirmemektedir. devletin milletini küçük düşürmesi ve ebleh yerine koyması yasaktır.
İşin ilginci, bu metne nasıl ulaşırım diye düşünürken ekşi sözlük'te sitenin alt bölümü anlamına gelen "footer" kelimesini arattım ve 2010 yılında bu bilgiyi siteye girenin kendim olduğu gerçeğiyle karşılaştım. 16 yıl önce girdiğim bu bilgiyi bugün kullanıyor olmak, hayatın bana oynadığı güzel bir oyun oldu.
Ekşi Sözlük'ün en altında duran bu açıklama bana bugün ChatGPT'nin footer'ında yazan - "ChatGPT hata yapabilir. Önemli bilgileri kontrol edin." yazısını hatırlatır hep ki o da openai.com'un bir alt ürünü olarak hayatımıza girip daha sonra bağımsızlığını kazanmıştı.
Neyse, konuyu dağıtmayalım.
2000’lerin başına geldiğimizde Ekşi Sözlük, artık kendi efsanelerini yaratmaya ve geleneksel medyada da yavaş yavaş görünür olmaya başlamıştı. Okan Bayülgen gibi popüler kültür figürlerinin desteğiyle Sözlük, televizyon ekranlarına taşındı. Medya, "siber kültürün" bu yeni temsilcisine hem hayranlık hem de korkuyla bakıyordu. Bununla birlikte sözlük, kendi ünlülerini de yaratmaya başladı. Otisabi, huzursuz, Author ve daha nice yazar birer köşe yazarı gibi takip ediliyordu. Hatta 2002 yılında "Kutsal Bilgi Kaynağı" sloganıyla bir kitap dahi yayımlandı.
İşte bu elimde tuttuğum kitap.
Yeri gelmişken kitabın önsözünden bir kuple okumak isterim:
Kafasında pek çok soru olanlar için ön alıştırma: Ekşi Sözlük bir web sitesidir. Bu kitap da ondan alıntılar içerir.Daha az sorusu olanlar için: Şubat 1999'da başka bir sitenin alt bölümü olarak çalışmaya başlayan Ekşi Sözlük var olduğu günden beri aynı hizmeti sunmaktadır; ortak bir bilgi kaynağını dilediğiniz gibi şekillendirebilme imkanı. "Bunun nesi eğlenceli?" diyenler günlük hayatlarında pek çok alt grubun oluşturduğu sözcükler, ansiklopediler ve köpekbalığı belgeselleriyle sürekli içli dışlı olduklarını hatırlasınlar. Bunların hayatlarına nasıl etki ettiğini, gerek sınavlarda gerek banka kuyruklarında bu gerekli veya gereksiz yazı yığınlarının aslında ne kadar önemli rol oynadığını düşünsünler. Peki 23 Nisan'da bir günlüğüne başbakan olmayı istemez misiniz? Bu bilgi kaynaklarını kafanıza göre saçma sapan yahut daha doğru olduğuna inandıklarınızla doldurmak sizi heyecanlandırmıyor mu? Bir sözlükte "araba"yı açınca "ulaşım aracı" yerine "bütün gün evin önünden geçip kafamı ütüleyen, havayı kirleten, zaten asla param yetip de alamayacağım gavur icadı" diye yazmak istemez miydiniz öncekileri silip? Kitabın yayımlanmasına az bir zaman kala, bu yazıyı yazarken heyecanlandığınızı hisseder gibi oluyorum.
Ekşi Sözlük 1999'da ne amaca hizmet ettiği belli olmayan bir şekilde herkesin yazarı olabildiği, dilediği konu hakkında dilediği bilgiyi girebildiği bir site olarak yayın hayatına başladı. 1999'dan günümüze kadar kesintisiz içine bilgi doldurulan bu havuz, bu süre dahilinde en az anlattığı medeniyetlerin tarihi kadar çok değişikliğe uğradı, pek çok önemli olaya sahne oldu. En önemlisi Ekşi Sözlük "sözlük yazarları" adı verilen sosyal grubun doğmasına sebep oldu. Sözlüğe giriş yapan herkesi kapsayan bu grup dünyanın her yerinden üyeleriyle kendi içinde kendi ahlak anlayışını, kendi doğrularını ve kendi kültürünü geliştirme şansı buldu.
Bizim niyetimiz sözlüğü satmak da değil. Sözlüğü anlatmak istiyoruz. Hem de az önce bir aslanı gerçekten vurmuş bir avcı sabırsızlığıyla üstelik. Zira o bize şimdiye kadar internet üzerinde yaşamaya nail olamadığımız bir tecrübeyi yaşattı: Kendi hikayemizi bu web sayfaları yığınının ortasına bir anıt gibi inşa etme imkanı.
Sözlüğü oluştururken biz çok eğlendik. O kadar eğlenmeye ihtiyacımız varmış ki bu tadı tuzu kararsız bilgi bulamacının en tadı ağza gelen içeriği, eğlence oldu. Hayatta meğer ne kadar az kalmış ki bu kadar içimizde birikmiş. Cem Yılmaz'a gülmekten komiklik yapmaya ne kadar hasret kalmışız. Sözlüğün hikayesini de anlatacağız. Acele etmeyin. Ama onu tanımayanların önce neye benzediğini görmesini bu parşömen parçalarında göstermek istedik. Çok insana anlatmak istiyoruz çünkü biz oyun bahçemizdeki çamurdan çok güzel kaleler yaptık ve bunların ayak izleri arasında kaybolmasını istemiyoruz.
Okumadan yazının sonuna atlayanlar için: Bu kitap Ekşi Sözlükten alıntılar içerir. Sözlüğü anlatacak bir kitabı müjdeler.
Eğer okumaktan biraz olsun keyif alırsanız belirtelim: Bunun bir de içinde olmak var uff.SSG
SSG bu önsözü yazarken farkında değildi belki ama o çamurdan kalelerin üzerine beton dökülmesine çok az kalmıştı.
SSG Amerika'da! Sokak Kodcusunun Yükselişi
Sedat Kapanoğlu, kendini tanımladığı tabirle bir "sokak kodcusuydu". Eğitim hayatı, diplomaların değil, satır aralarına gizlenmiş kodların peşinde geçmişti. 1993 yılında İzmir-Güzelbahçe 60. Yıl Anadolu Lisesi’nden mezun olduktan sonra Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi ve Doğuş Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümlerine başladı; ancak bilgisayarın başından kalkıp derslere gitmediği için iki üniversiteyi de devamsızlıktan dolayı bitiremedi.
1990’ların sonunda, henüz üniversite öğrencisiyken Türkiye’nin en üretken yazılımcılarından biriydi. Öyle ki, 1996 yılında PC World Türkiye dergisinin verdiği "Türkiye'nin en iyi 10 shareware yazılımı" disketindeki 6 yazılım bizzat ona aitti. Ekşi Sözlük’ü 1999’da kurduğunda, bu "alaylı" deha çoktan Microsoft’un radarına girmeyi başarmıştı.
2004 yılı, hem Sözlük hem de ssg için büyük bir kırılma oldu. Kapanoğlu, diplomayı değil, tecrübeyi ve yeteneği referans kabul eden Microsoft’tan teklif alarak Amerika'nın yolunu tuttu. Redmond’daki merkez binada Windows Çekirdek İşletim Sistemi bünyesinde Yazılım Mühendisi olarak işe başladı.
O dönem teknoloji dünyası, Microsoft’un tarihindeki en sancılı ve iddialı projelerden biri olan Windows Vista’nın geliştirme sürecine odaklanmıştı. Hatırladınız mı? İşte, ssg, Vista’nın en temel özelliklerinden biri olan Windows Search ekibinde görev aldı. Yani bugün milyarlarca insanın bilgisayarında dosya ararken kullandığı teknolojinin mutfağında, Türkiye’den giden o "sokak kodcusunun" imzası vardı.
ssg'nin Microsoft’taki ilk günleri, bugün belgesellerde gülümseyerek anlattığı o meşhur anekdotla başladı: İngilizcesi henüz çok yetersizdi ve katıldığı ilk takım toplantısında konuşulanlardan hiçbir şey anlamadığı halde, sorulan bir soruya gururuna yediremeyip "yes" yanıtını vermişti. Neye "evet" dediğini bugün bile bilmese de, o "evet" onu 10 yıl boyunca teknoloji devinin kalbinde tutacaktı. Acaba şu başlat çubuğuna mı evet dedi bilmiyorum ki...
Ancak 2000’lerin ortasına gelindiğinde, Amerika'dan yönettiği Ekşi Sözlük, Türkiye’de ADSL’in yaygınlaşmasıyla birlikte öyle bir boyuta ulaşacaktı ki; ssg, Microsoft’taki kariyeri ile "kutsal bilgi kaynağı" arasında bir seçim yapmak zorunda kalacaktı. Tam bu noktada Ekşi'den kazandığı paranın microsoft'takinden daha fazla olduğunu da söylemekte yarar var.
ADSL: Mayalanmadan Büyük Patlamaya
İnternet, 2000'lerin ortasına kadar bir "mayalanma dönemi" (ferment era) içindeydi. Bu dönemde iktidar grupları bu yeni teknolojiyi henüz tanıma aşamasındaydı ve hukuki çerçeve belirsizdi; bu da Ekşi Sözlük gibi oluşumlara nispeten özgür, yer yer kaotik bir alan sağlıyordu. Ancak 2006’ya geldiğimizde artık Türkiye'de ADSL yaygınlaşmaya başlamış Sözlük’teki içerik miktarı devasa boyutlara ulaşmıştı. Hatta ben de tam o yıl, windows 98 yüklü ve internet erişimi olmayan bilgisayarımda paintte çizimler yapan bir çocukken yeni bir bilgisayara ve adsl erişimine kavuşmuştum. İnterneti bağlattığımız ilk gün Ekşi Sözlük'e girip aklımdaki tüm tanımları arattığımı ve farkında olmadan akşamı ettiğimi hatırlıyorum. Artık internet büyümüştü. 2006 itibarıyla Sözlük; 10 binden fazla yazarın 1 milyonu aşkın başlıkta 6 milyona yakın entry girdiği, yaşayan dev bir organizmaya dönüşmüştü.
Şöyle söyleyeyim: 1999'da bu sayı yaklaşık 44 bin'di.
Bu büyüme, Sözlük'ün artık "bir grup arkadaşın platformu" olmaktan çıkıp, kontrol edilmesi gereken bir kitle iletişim aracına dönüştüğünün ilk işaretiydi.
2004'te kabul edilen yeni Türk Ceza Kanunu ile elektronik kitle iletişim araçları üzerinden yapılan yayınlar "basın ve yayın yoluyla yapılan yayın" kapsamına alındı. Bu, Ekşi Sözlük üzerinde beyan edilen her düşüncenin artık doğrudan yasal bir yaptırım riskiyle karşı karşıya kalması demekti. Öyle de oldu...
Sansür: Direniş Kalesinden Kurumsallaşmaya
Sansür, Sözlük için bir kaza değil, bir yaşam biçimi haline geldi. Erişim engelleri, mahkemeler, uyarılar derken, Sözlük bir 'bilgi kaynağı'ndan çok bir 'direniş kalesi'ne dönüştü. Ama her kale gibi, o da dışarıdan yıkılamadığında içeriden kurumsallaşarak teslim olacaktı.
2006 yılında, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün, sitedeki 'esrar' başlığı altındaki yazıların, gençleri uyuşturucuyu özendirdiği gerekçesiyle şikayette bulunması üzerine İstanbul Üçüncü Sulh Ceza Mahkemesi, Ekşi Sözlük'e erişimin süresiz engellenmesine karar verdi. Aylarca siteye Türk Telekom'un DNS engellemesi yüzünden doğrudan bağlantı yapılamadı. Engel, Haziran 2006'da Ekşi Sözlük'ün avukatları tarafından yapılan başvuru sonucunda kaldırıldı.
17 Nisan 2007'de Adnan Oktar'a hakaret edildiği iddiası ile Eyüpsultan 3. Asliye Hukuk Mahkemesi, sitenin yayınının durdurulmasına karar verdi. Daha sonra söz konusu yasak kaldırıldı. Oktar, yetmedi, bu davayı AİHM'e taşıdı fakat allahtan burada da başvurunun reddine karar verilmiştir.
Şubat 2008'de Türkiye'deki internet sansürlerini protesto etmek amacı ile sözlük logosunun üstüne siyah bir bant eklendi.
29 Eylül'de, Türkiye'deki internet kullanıcılarının siteye erişimi mahkeme kararıyla üç saat engellendi.
1 Şubat 2010'da Fatih Altaylı, Ekşi Sözlük hakkında "Ekşimiş Ruhların Buluşma Yeri" başlıklı bir yazısı üzerine Sözlük yazarlarına hakaret ettiği gerekçesiyle hakkında dava açıldı ve Altaylı, gazetedeki köşesinden bir tekzip yayımladı. Ardından Altaylı'nın açtığı başka bir dava uyarınca da kendisi hakkında yazılan 97 içerik mahkeme kararıyla yayından kaldırdı.
21 Nisan 2011'de Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı, Sözlük'ün sunucusuna gönderdiği elektronik postada, sunucudan, yer sağlayıcılık hizmetine son verilmesini istedi. Sonrasında kurumdan, Sözlük'ün yasaklanacaklar listesine yanlışlıkla eklendiğini açıklaması geldi.
21 Haziran 2011 tarihinde 35 Ekşi Sözlük yazarının "manevi değerlere hakaret" ettikleri gerekçesiyle polis tarafından ifadeleri alındı. Bu girişimler, bardağı taşıran son damla oldu ve sözlüğün öncülüğünde Türkiye çapında büyük yankı uyandıran "İnternetime Dokunma!" eylemlerine yol açtı.
2011 yılında Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), "İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar Taslağı"nı kamuoyuna sundu. Bu taslak, internet kullanıcılarını "standart", "çocuk", "aile" ve "yurt içi" olmak üzere dört farklı filtre profiline girmeye zorluyordu. En korkutucu olan ise, hangi sitelerin filtreleneceğine BTK’nın karar verecek olması ve bu listenin kamuoyuna açıklanmayacak olmasıydı.
Baskı sadece filtrelerle sınırlı kalmadı. Nisan ayında Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB), hosting firmalarına 138 kelimelik bir "yasaklı kelimeler" listesi gönderdi. Bununla da kalmadı, TİB, hosting firmalarına gönderdiği sert bir e-postayla, aralarında Ekşi Sözlük'ün de bulunduğu 60’tan fazla sitenin hizmetine "derhal" son verilmesini istedi. Bu hamle, dijital dünyanın "mabedine" yapılmış açık bir saldırı olarak algılandı.
Sosyal medya daha önce görülmemiş bir hızla organize oldu. Twitter'da #22agustos etiketi dünya çapında popüler oldu. Facebook'taki eylem sayfasına 600 binden fazla kişi katıldı. Ekşi Sözlük yazarları, kapatma emrine binlerce tepki entry'siyle yanıt vererek dijital bir direniş başlattı.
15 Mayıs 2011'de Türkiye, dijitalden sokağa taşan tarihi bir güne uyandı. İstanbul İstiklal Caddesi başta olmak üzere, Türkiye'nin 30 şehrinde binlerce insan eş zamanlı olarak yürüyüşe geçti. Amsterdam, Köln ve Viyana gibi Avrupa şehirlerinden de destek sesleri yükseliyordu. Ellerinde yükselen dövizler, dönemin ruhunu özetliyordu. Obama'nın ünlü "Yes We Can" sloganı, Türkiye'ye "Yes We Ban" (Evet, Yasaklıyoruz) olarak uyarlanmıştı. Ekşi Sözlük de siyah bantlı logosu ile yürüyüşün ön sıralarında bir topluluk olarak kendine yer buldu.
Burada çok küçük araya gireceğim: O gün ben de oradaydım ve yürüyüş esnasında o dönemlerde bir şekilde akıma dönüşmüş olan bir protesto biçimi olan "planking" popüler durumdaydı. Planking de şöyle bir şey: Bir anda yüzükoyun biçimde yere uzanıp hareketsiz duruyorsunuz. O gün de orada böyle bir eyleme şahitlik etmiştim. CNN'de şöyle bir haber var, yüzümdeki şaşkınlığı görüyorsunuz.
Etkisiyle, tepkisiyle, baskısıyla eylemiyle özel günlerdi. Ekşi Sözlük bu süreçte bir "mağdur" ve "direniş odağı" olarak zirve noktasına ulaştı; ancak hemen ardından gelecek olan savcılık soruşturmaları ve kullanıcı bilgilerinin paylaşılması krizi, bu büyük dayanışmanın üzerine gölge düşürecekti.
Kurumsallaşma: Ruhun Ticarete Dönüşümü
2011 sonrası, Ekşi Sözlük için sadece bir büyüme dönemi değil, aynı zamanda ideolojik ve yapısal bir "kabuk değiştirme" süreciydi. Sözlük’ün tasarımı sadece estetik anlamda değil, yapısal olarak da değişmişti. Şirketin (ki artık olarak bahsediyorum) bu yeni döneme uyum sağlama süreci, yönetim kademesindeki profesyonelleşme ile somutlaştı. Kurucu Sedat Kapanoğlu’nun (ssg) Microsoft’taki kariyerini bırakıp Türkiye’ye dönerek Sözlük’e tam zamanlı odaklanması ve avukat Başak Purut’un (kanzuk) site yönetimine ortak olarak dahil olması bu sürecin en kritik adımlarıydı. Sözlük, artık bir "arkadaş grubu projesi" değil, idari çevrelerle eşgüdüm içinde çalışmak zorunda olan, yasal ve ticari sorumlulukları bulunan bir "işletme" vasfını içselleştirdi.
Bu kurumsallaşma, 2012 yılında büyük bir örgütsel kırılmaya yol açtı. 14 Ağustos 2012'de Başak Purut’un, aynı zamanda avukatlığını yaptığı bir şirket (Webrazzi) hakkındaki eleştiri yazısını sildirmesi, Sözlük’ün "bağımsızlık" iddiasına büyük bir darbe vurdu. Bu durum, o güne kadar hiçbir maddi karşılık beklemeden gönüllü çalışan 12 kişilik moderatör ekibinin 1 Eylül 2012'de topluca istifa etmesiyle sonuçlandı. İstifa eden moderatörler, Sözlük’ün artık "kirli bir şeyi temiz ve görünür kılma" çabasına dönüştüğünü savundular. Bu olaydan sonra Sözlük yönetimi, gönüllü moderasyon yerine "şirket çalışanı" modeline hızla geçiş yaptı.
Bu evrede Sözlük, artık sadece bir bilgi havuzu değil, devasa bir reklam mecrasına dönüştü. Kullanıcıları siteye çeken "yaratıcı ve muhalif duruş", yerini "eğlence, boş zaman geçirme ve dikkat dağıtma" odaklı bir kullanım tarzına bıraktı. Banner’lar, tüm sayfayı kaplayan "skin/tema" reklamları ve kurumsal hesapların sisteme dahil edilmesiyle, kullanıcılar kendilerini bir "reklam nesnesi" olarak hissetmeye başladılar. Evet, reklam her mecranın doğasında olan bir hayatta kalma biçimiydi. Buna sözümüz yok, sonuçta para kazanan ayakta duran bir işletme, fakat fikirlerin konuşulduğu, eleştirilerin yapıldığı bir mecrada "parayı aldığın yer" ile "eleştirdiğin yer" aynı olamıyordu.
Devler ve Devletler: İnternetin Gözetim Çağı
2011 sonrası hem Türkiye’de hem dünyada, internetteki fikir özgürlüğünün devletler ve büyük şirketler tarafından tehdit edildiği bir sürece girildi. İnternet artık "özgür bir mecra" olmaktan çıkıp, izleme merkezleri veya yerel erişim engelleriyle kontrol altına alınan bir "gözlem alanı" haline geldi. Bilgi artık parça parça ve hızla tüketilen, anlam yüklü bir bütünlükten ziyade algoritmalara hizmet eden bir veriye dönüştü.
Oysa Ekşi Sözlük çoğu kullanıcı için sadece bir veri tabanı değil, aynı zamanda "sanal cemaatin" fiziksel hayata taştığı bir sosyallik aracıydı. Yazarların birbirini gerçek hayatta tanımasını sağlayan "zirve" kültürü; 21 Haziran Iron Maiden konserinden, Helsinki zirvesine; Adana, Eskişehir ve Mersin gibi yerel buluşmalara kadar geniş bir coğrafyaya yayıldı. 2005’teki "Ekşi Sözlük Altı Yaşında" kutlamasıyla başlayan doğum günü partileri 10., 15. ve 20. yıl gibi etkinliklerle geleneksel hale geldi.
Trolling Stone: Direnişin Son Perdesi
Sözlük’ün kurumsal dönüşümü siyasi baskılara karşı en ağır sınavını 2023 yılında verdi. 21 Şubat 2023’te, malumunuz, deprem sonrası süreçte "millî güvenlik ve kamu düzeni" gerekçe gösterilerek sözlük, BTK tarafından erişime engellendi. Bu engel, önceki sansürlerden uzun sürdü. Farklı alan adları (eksisozluk1923.com gibi) üzerinden yayına devam etmeye çalışan site, Ocak 2024’te Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) ihlal kararıyla yeniden kendi alan adına kavuşabildi.
Çürüme: Sanal Dövüş Kulübü'nden Dijital Kıraathaneye
2020’li yılların ortasına yaklaştığımızda, tüm dünyada yükselen otoriter dalga ve kutuplaşma iklimi, Sözlük'ün koridorlarında "troll orduları" olarak yankı buldu. Artık bilgi paylaşımı değil, akademik çalışmaların da öngördüğü üzere "eğlence, boş zaman geçirme ve dikkat dağıtma" işlevi ön plandaydı. Siyasi baskılar ve ticari kaygılar, formatın o meşhur "tanım" zorunluluğunu esnetti; yerini bugün "ragebait" dediğimiz, sadece öfkeyi tetikleyerek etkileşim almayı hedefleyen küfürlü ve niteliksiz içerikler işgal etmeye başladı.
2011'den bu yana süregelen ve 2023-2024 yıllarındaki büyük erişim engelleriyle zirveye ulaşan baskı süreci, Sözlük'ün o meşhur "anonim" kalkanını parçaladı. Hukuki destekten mahrum kalan yazarlar, "dinî değerleri aşağılama" veya "cumhurbaşkanına hakaret" gibi hapis istemli davaların gölgesinde ya yazmayı tamamen bıraktı ya da artık fikir belirtmek yerine risksiz entry'lere sığındı.
Sözlük, bir zamanlar Chuck Palahniuk’un Dövüş Kulübü’ne benzetilen o yeraltı ruhunu, o sistem dışı duruşunu kaybetti. Tyler Durden’ın o meşhur "İsminiz değilsiniz, işiniz değilsiniz" manifestosu, yerini "TC kimlik numaranız ve IP adresinizsiniz" gerçeğine bıraktı.
Bugün geldiğimiz noktada, Ekşi Sözlük’ün o bir zamanlar zihin açıcı, kışkırtıcı ve yaratıcı ruhu yerini sağır edici bir gürültüye bıraktı. Sözlük, artık muhalif bir alt-kültür alanı olmaktan çıkıp; devletin, hukukun ve sermayenin tam kontrolündeki kâr odaklı bir işletmeye dönüştü. 99'un o amatör heyecanı, yerini devasa bir dijital kıraathanenin kakafonisine bıraktı. bakınız: Biz büyüdük ve kirlendi dünya.
Ekşi Sözlük, işte bu devasa dönüşümün en yaralı tanığı. Belki o isyankar ruhunu koruyamadı ama her sabah açılan binlerce başlıkla, binlerce kişinin kolektif hafızasını taşımaya devam ediyor. Çünkü buralarda bir yerlerde hâlâ, aramaya inananlar var.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.