Ekranın Ötesindeki Dostluk: Parasosyal Aktivite

Favori yayıncınızla aranızda bir bağ mı hissediyorsunuz? Cambridge Sözlüğü'nün 'Yılın Kelimesi' ilanıyla gündeme gelen parasosyal ilişkileri ve dijital yalnızlığımızı keşfedin.

Hiç favori yayıncınız o gün yayın açmadığında, sanki en yakın arkadaşınız sizi ekmiş gibi bozulduğunuz oldu mu? Peki yeni albümünü söz verdiği tarihte yayınlamadı diye kızdığınız müzisyenler? Saatlerce kulis kapısında beklediğiniz ama bir 'hi' bile demeyen starlar?

Eğer cevabınız 'evet' ise, kulübe hoş geldiniz.

Cambridge Sözlüğü, bir kişinin gerçekte tanımadığı ünlü biriyle kurduğunu hissettiği tek taraflı ilişkiyi ifade eden 'parasosyali' bu yılın kelimesi olarak açıkladı.

Bu ilişki öyle bir şey ki: Sen onun hakkında her şeyi biliyorsun, kedisinin adını da, en sevdiği yemeği de, geçen hafta sevgilisinden neden ayrıldığını da. O ise senin varlığından bile haberdar değil. Acı ama gerçek. Peki beynimiz neden bizi bu 'imkansız' dostluğa ikna ediyor? Gelin, dijital yalnızlığımızın röntgenini çekelim.

Ekranın Arkasındaki Kanka

Aslında bu olay yeni değil. Babaannemizin televizyondaki kötü adama terlik fırlatırken ya da dedemiz haber spikeri 'İyi akşamlar' dediğinde 'Sana da evladım' derken de bu yaşanıyordu. Hatırlayın... Yeşilçam'ın efsane kötü adamı Erol Taş rolünü o kadar iyi oynardı ki, gerçek hayatta sokakta yürüyemezdi. İnsanlar onu görünce hakaret eder, hatta taş atarlardı. Erol Taş daha o zamanlar parasosyal meseleleri çözmüş olacak ki şöyle derdi:

black flat screen tv turned on displaying man in black suit
Fotoğraf: Platforma za Društveni centar Čakovec / Unsplash

Siz bana taş değil, ekmek atıyorsunuz!

Adam ragebait'i icat etmiş resmen!

Daha yakın tarihe gelelim: Kurtlar Vadisi. Süleyman Çakır dizide öldüğünde ne oldu? Türkiye'de gıyabi cenaze namazları kılındı, gazetelere 'başımız sağ olsun' ilanları verildi. Sonuçta eskiden içerik dediğimiz şey tek yönlüydü. Televizyon konuşur, biz dinlerdik. Bugün işler çok daha karmaşık.

Twitch'te bir yayıncı 'Hoş geldin Ahmet' dediğinde beynindeki dopamin reseptörleri coşuyor: 'Beni gördü! Beni tanıdı!'

Konuya dönersek, işte o an, evrimsel biyolojimiz bize bir oyun oynuyor. İnsan beyni, yüz binlerce yıl boyunca 'Eğer birinin yüzünü bu kadar yakından görüyorsam ve sesini kulağımın dibinde duyuyorsam, bu kişi benim ailemdendir' diye kodlandı. Beynimiz, ekranla gerçekliği ayırt etme konusunda sandığımız kadar zeki değil. O yüzden favori YouTuber'ınız kameraya bakıp 'Bugün çok kötüyüm arkadaşlar' dediğinde, beyniniz 'Yazık, bugün çok dertli gözüküyor, yardım etmeliyim' moduna giriyor.

Buna 'Dunbar Sayısı' deniyor. İnsan beyni ortalama 150 kişiyle bağ kurabilir. Biz bu kotayı artık gerçek arkadaşlarımızla değil, dizi karakterleri ve influencerlarla dolduruyoruz.

Yalnızlık Ekonomisi

Eskiden Müslüm Baba konserinde jilet atıp kendini kesen bir kitle vardı, hatırlarsınız. O, parasosyal ilişkinin en ekstrem, en fiziksel haliydi. Acıyı paylaşmak istiyorlardı. Bugün ise bu 'bağ' kredi kartıyla kuruluyor. Yani, bizim evrimsel açığımız, bugün milyar dolarlık bir sektöre dönüştü.

woman in white shirt using smartphone
Fotoğraf: bruce mars / Unsplash

Peki bu duygu neden sömürülüyor? Cevap basit: Çünkü yalnızız. Araştırmalar, parasosyal ilişki kurma eğiliminin 'bağlanma kaygısı' yüksek olan bireylerde daha fazla olduğunu gösteriyor. Gerçek hayatta bir arkadaşlık kurmak zordur. Emek ister, zaman ister, reddedilme riski vardır. Ama bir yayıncıya abone olmak? Risk sıfır. Ücreti belli: Ayda bir kahve parası.

Günümüz ekonomisini, içinde bulunduğumuz şartları düşününce, sosyalleşmekten çok daha hesaplı ve adeta 'şimşek' kadar hızlı. Karşılığında sana 'kral', 'adam', 'bizim tayfa' diye hitap eden, seni yargılamayan, her akşam (veya video attığında) orada olan bir dost satın alıyorsun. Türkiye'de bu durum 'Abi bağış gönderdim, adımı oku' kültürüne dönüşmüş durumda. Düşünsenize, birinin isminizi telaffuz etmesi için para ödüyorsunuz. Bu, modern zamanların en hüzünlü ticaretlerinden biri olabilir.

Buna 'Yalnızlık Ekonomisi' diyoruz. Sadece yayıncılar da değil; K-Pop idolleri, dizi karakterleri... Bihter Ziyagil öldüğünde gazetelere ölüm ilanı veren, lokma döktüren bir milletiz biz. Kurgusal karakterler veya ünlüler, hayatımızdaki 'duygusal boşlukları' dolduran dolgu malzemelerine dönüşüyor. Peki işler ters gittiğinde, o ilgi çekildiğinde ne oluyor?

İhanete Uğramış Gibi Hissetmek

Parasosyal ilişkilerin en karanlık tarafı ise 'ihanet' hissi. Çok sevdiğiniz o 'aile babası' imajlı influencer'ın bir skandalı çıktığında neden bu kadar öfkeleniyorsunuz? Neden Twitter'da (X) linç kampanyalarına katılıyorsunuz? Alt tarafı tanımadığınız biri hata yaptı, değil mi?

Hayır. Çünkü beyniniz bunu 'Bana yalan söyledi' olarak algılıyor. Hayal kırıklığınız kişisel. Öfkeniz şahsi. Bu yüzden 'Cancel Culture' (İptal Kültürü) bu kadar vahşi. Severken göklere çıkardığımız 'arkadaşlarımızı', hata yaptıklarında yerin dibine sokuyoruz. Çünkü bilinçaltımızda onlarla yaptığımız gizli bir anlaşma var: 'Ben seni izleyip destekleyeceğim, sen de benim hayalimdeki mükemmel dost olacaksın.' Bu anlaşma bozulduğunda, aşk nefrete dönüşüyor.

Fişi Çekmek

Peki, ne yapacağız? YouTube'u kapatıp mağaraya mı yerleşelim? Tabii ki hayır. İnsanları izlemek, hikayelere ortak olmak keyifli. Sorun bu değil. Sorun, bu 'sosyal atıştırmalıkların' ana öğün yerine geçmesi. Eğer cumartesi gecesi gerçek bir arkadaşınızla buluşmak yerine, tanımadığınız birinin evinde oturup oyun oynamasını izlemeyi 'daha güvenli' buluyorsanız, orada bir durun. Kendinize şunu hatırlatın:

Man walking down a modern, illuminated hallway.
Fotoğraf: Joshua Fernandez / Unsplash

Bu kişi benim arkadaşım değil. Bu bir performans. Bu bir iş.

Ekrandaki o samimiyet, ışıklar kapandığında bitiyor. Sizin gerçekliğiniz, o ekranı kapattığınızda odada kalan sessizliktir. O sessizliği, gerçekten sesinizi duyabilecek, gözünüzün içine ekransız bakabilecek insanlarla doldurmaya çalışın. Çünkü inanın bana, en sevdiğiniz yayıncının sizin 'like'ınıza ihtiyacı olabilir ama 'sevginize' karşılık verebilecek donanımı yok.

Bu videoyu beğendiyseniz, Prompt kanalına abone olmayı... unutun gitsin. Bir sonraki videoda görüşmek üzere!

YouTube'da İzle